Weston ailesi tam bir karmaşa ve kaos içerisindedir. Beverly ve Violet Weston’ın üç kızı ve bir torunu vardır ve günleri bir hayli şamatalı geçmektedir. Tüm aile biraraya gelir ve Ağustos ayında Oklahoma’da büyük bir evde geçirecekleri bir tatile çıkar. Ancak bu kalabalık bir araya geldiğinde cennet gibi bir tatili hayal etmek imkansızdır. İlaç bağımlısı Violet’ın çocuklarıyla, özellikle de Barbara ile pek de iyi bir ilişkisi yoktur ve sürekli tartışmaktadırlar. Ailenin en büyük kızları ise, kendisini aldatan kocasıyla ve ergenliğe giren kızının sorunlarıyla uğraşmaktadır. Her bir aile ferdinin kendini aşacak sorunları vardır ve gidişat tüm ailenin dengesini sarsar. Weston ailesi, geleceklerini tamamen değiştiricek bir yere doğru sürüklenmeye başlar.

Tracy Letts’in senaryosunu yazdığı filmin yönetmeni John Wells, yapımcısı ise George Clooney. Filmin oyuncu kadrosunda ise Meryl Streep, Julia Roberts, Ewan McGregor ve Chris Cooper gibi isimler yer alıyor.

28 Şubat 2014

2013 – ABD ,  Hollanda

Dram ,  Komedi

121 Dak.

John Wells

Julia Roberts ,  Meryl Streep ,  Abigail Breslin ,  Ewan McGregor , Benedict Cumberbatch

Tracy Letts

George Clooney ,  Grant Heslov

ELEŞTİRİ

Oyun yazarı Tracy Letts, önceki oyunları Böcek (Bug) ve Katil Joe (Killer Joe)’da olduğu gibi sahne için yazdığı ve yine kendisinin senaryolaştırdığı metni, daha çok televizyondaki çalışmalarıyla tanınanJohn Wells’e (ilk uzun metrajı ‘The Company Man’) teslim ediyor. Letts, Böcek’teki tek mekan kavramından çok da uzaklaşmadan, Katil Joe’da olduğu gibi Teksaslı bir ailenin –evinin- içine sokuyor bizi. Farklarıyla tabii…

Aile Sırları (August: Osage Country), ‘izlenme zorluğu’ açısından çıtayı hayli yükselten, ‘in your face (suratına/yüze vurumcu)’ akımından sayılabilecek Böcek ya da Killer Joe’dan ayrılan, genel sinema seyircisinin de ilgisini çekebilecek bir film. Kadrodaki isimlerin etkisi bir yana, ne karakterler ne de hikaye göstere göstere ‘kirli’. Öte yandan görmeye alışkın olduğumuz ‘Amerikan ailesi’ algısıyla oynayarak, aile üyeleri arasındaki kimi diyalogların ve eşeledikçe ortaya çıkan ‘ahlaki değerler’in dolaylı da olsa bu akımdan beslendiğini söyleyebiliriz rahatlıkla. Kışkırtıcılığı (en azından birbirlerine karşı) en üst noktada yansıtan yemek sahnesi, ön plana yerleşen iyi bir örnek mesela. Mutsuzluğu/bunalımı oyundan uyarlandığını belli edercesine gösterişli bir biçimde perdeye yansıtan filmin karakterlerini, sırtlarında küfeleriyle, aile bireyleri oluşturuyor. Alkolik baba Beverly Weston (Sam Shepard), ilaç bağımlısı dominant anne Violet Weston (Meryl Streep) ile kırklı yaşlarını süren kızları Barbara (Julia Roberts), Ivy (Julianne Nicholson) ve Karen (Juliette Lewis)’dan oluşan sorunlu çekirdek aile, üç kız kardeşin kurduğu/kurmaya çalıştığı sorunlu çekirdek aileleriyle kesişiyor. Bu kesişime, her büyük ailede olduğu gibi yakın akrabalar da ekleniyor. Merkezi ‘kayboluş’ olan, zorunlu bir buluşma bu! Olağanüstü bir nedenle bir araya gelen, birinin diğerine karşı kendini sorumlu hissetmediği türden… Bir araya geliniyor ama kimsenin keyfi yerinde değil. Öfke patlamaları, yarıda kalan hesaplaşmalar, ‘gerçekler’ etiketiyle gelen ithamlar, itiraflar, geçmişten taşınıp geleceğe uzanacak çözümsüzlükler de dahil, arızayla empati kuran kara mizah, işlevini yitirmiş aileyi derinden sarsan acı yüzleşmelerin tonunu belirliyor. Tüm bunlar olup biterken, karakterlerin dış dünyası, kariyer ve idealleriyle ilgilenmiyor film. Babanın eski bir şair olduğunu, büyük kızı Barbara için farklı hayaller kurduğunu şans eseri öğreniyor, gerçekte ne yaptıklarını/kim olduklarını bilemiyoruz yine de. Toplumdaki kimliklerinden ziyade sadece anne, baba, kardeş ya da kuzen her biri. Küçüğünden büyüğüne kadın karakterlerin domine ettiği film, ‘anne ve kızlar’ ya da kuşaklar boyu ‘kız kardeşler’e oranla, erkek karakterlerin geri planda kaldıklarını düşündürtüyor. Oysa hikayenin kırılma anlarında büyük pay sahibi her biri.

Ülkemiz sinemasında olsa eleştireceğimiz, filmde hiç kaybolmayan o dram zincirine, çifte standart uygulanmamalı elbette. Bu nedenle, ‘Yok artık!’ tepkisi son derece olağan… Öte yandan sadece şansızlıklarla oluşmuş ve beklendiği üzere sıradan bir dayanışmayla düzelebilecek durumlar yerine, ahlaki sınırları zorlayarak mikro Amerikan toplumundan makroya uzanan domino etkili bir zincir…

Oyun – film karşılaştırmasına girmeye ise hiç niyetimiz yok aslında. Ancak referanslar önemli! Örneğin ‘Böcek’, paranoyaya biraz da taraflıca meylettiğinden, -ideolojik açıdan- oyunu kadar cesur değildi. Hatta kısmen ters düştüğünü söylemek de mümkün. Aile Sırları’nın, ‘beyaz’ Amerikalı – ‘yerli’ Amerikalı açılış sahnesiyle başlayan ve finalde tamamlanan spirali, bu açıdan baktığımızda daha fazla önem kazanıyor haliyle. Tracy Letts, yeniden William Friedkin’le (ya da tiyatroda çoğunlukla tercih ettiği gibi kadın yönetmenle) çalışsaydı şayet, ortaya nasıl bir film çıkacağı soruları aklımızın bir köşesinde dolanırken, ilgimizi cezbeden, Tony ve Pulitzer ödüllü oyunun sahneye nasıl yansıdığı… Eteğindeki taşları döken Aile Sırları, isimler ve adaylık performanslarıyla öne çıkan bir film. Ancak hamuru da şerbeti de iyi yazılmış metni! Özellikle, ‘ahlaki değerleri’ ve ‘kutsal aile’ kavramlarını un ufak eden Letts ismini bir kez daha deneyimlemek isteyenler kaçırmamalı.