haz ilkesi çok yeni fark edilmiştir. haz duymak bizi iki kere ödüllendirir: anında keyifleniriz ve gelecekte de sağlıklı oluruz.*tanıdığınız en sağlıklı, en zinde kişileri düşünün. onları böylesine canlı yapan nedir? işte sağlık hakkındaki fikrimizi tamamen değiştiren ve sonunda “haz ilkesi”ni ortaya koymamızı sağlayan soru bu olmuştu.

tanıdığımız en dayanıklı, en zinde insanların, düşündüğümüzün aksine sağlıklı kalmak adına herkesin “doğru” diye bildiğini yapmadıklarını gördük. gazetelerde ya da dergilerde yayımlanan ve bin türlü kısıtlama içeren sağlıklı yaşam reçetelerini pek umursamıyorlardı. aksine, neredeyse daima bu tür lida diyet programlarına aykırı yiyeceklerle besleniyorlardı. yemeklerine tuz serpiyor; biftek ve kızarmış patates gibi yağlı yiyecekler yiyor ve tabaklarını zengin lifli besinlerle doldurup doldurmamak meselesini kafalarına takmıyorlardı. hatta en sevdikleri yiyecekler tatlılardı.

yaptıkları tek egzersiz de (tıpkı mark twain gibi) aşırı faal arkadaşlarının cenaze törenine katılıp tabutlarını taşımaktı. arada bir içki içiyorlardı; günde birkaç kadeh şarap içmeyi ise su içmek kadar olağan görüyorlardı.*beş duyunun farkındaydılar ve hissedebilecekleri zevkleri tatmak için karşılarına çıkan hemen her fırsatı değerlendiriyorlardı: bu, lezzetli bir yemeği yemek, hoş bir müziği dinlemek, kuş cıvıltılarına kulak vermek, yanan ateşin alevlerine dalıp gitmek ya da sonbaharda tabiatın büründüğü renkleri seyretmek olabiliyordu.

çoğu, yıllık muayenelere gitmiyor; düzenli olarak tahliller ya da testler yaptırmıyordu. bu güçlü insanların bazılarının kronik hastalıkları vardı ama nasılsa bu hastalıkların üstesinden gelmeyi başarıyorlardı. her geçen gün, bir hastalıkla birlikte sağlıklı yaşamanın mümkün olduğunu ispatlıyorlardı.

herkesle çok iyi geçindikleri; stressiz bir hayat sürdükleri de söylenemezdi. uykusuz geceler, kısa zamanda yetiştirilmesi gereken işler, işten ayrılmalar ve çocuk yetiştirmenin yoruculuğu onlara da yabancı değildi. aralarında yoksulluğu yaşamış; savaşın vahşetine tanıklık etmiş ya da en yakınlarım kaybetmiş olanlar vardı; ama bütün zorlukların üstesinden gelmişlerdi. can sıkıntısı en büyük düşmanlarıydı sanki. her zaman yeniliklerin peşinden koşuyorlardı.*hemen hiçbiri zengin ya da ünlü değildi. hayatlarını besleyen, yaşam tarzları ve yaşama bakış açılarıydı.