Ben Stiller’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu ve başrolünde yer aldığı Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı filminde; herkesin iyi hissetmesi için gereken potansiyelin içinde bir yerlerde gizlendiği anlatılıyor. Sıradan bir adam olan Walter sessiz sakin hayatına devam ederken, komik ve şok eden gerçek üstü hayaller görmeye başlar. Bir gün kaderi öyle bir değişir ki, hayallerinin bile ötesinde bir maceralar zincirine adım atar…

03 Ocak 2014

2013 – ABD

Dram ,  Komedi ,  Macera

114 Dak.

Ben Stiller

Ben Stiller ,  Sean Penn ,  Sacha Baron Cohen ,  Mike Myers , Kristen Wiig

Mike Myers ,  Steve Conrad ,  David Reynolds ,  James Thurber , Jay Kogen

Ben Stiller ,  John Goldwyn

Özet

Fantezi dünyasında sessiz sedasız bir hayat süren, tirajı yüksek “Life!” dergisinin fotoğraf arşivinde çalışmakta olan Walter, kendini hiç beklenmedik bir maceranın içinde bulur. Yeni iş arkadaşı Cheryl’la masumca flört etmeye başlamasının sonrasında hayatı, hayalindeki sevgilinin gerçeğe dönüşmesiyle değişir. Cheryl, onun uzun süredir düşlediği aşkın vücut bulduğu insandır. Ancak Walter, büyüsünün bozulacağını düşündüğünden hislerini Cheryl’a açıklamakta tereddüt etmektedir. Bir yandan da derginin artık yalnızca internetten yayın yapacağı haberini alması, onu işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya getirecektir. Derginin basılı yayın hayatına veda edeceği son sayısında çıkması planlanan önemli bir fotoğrafın yok olmasıyla işler karışır. Walter’ı ve Cheryl’ı akıl almaz olaylar ve sürpriz gelişmeler beklemektedir.

Eleştiri

İkisi de oyuncu olan Jerry Stiller ve Anne Meara’nın oğulları Ben Stiller 1965 doğumlu. Babası tarafından götürüldüğü setlerle altı yaşında tanışan ve oyunculuk eğitimden sonra sinema -TV dünyasına giren Ben Stiller’ı yetiştiren o anne- babaya ne mutlu: Oğullarının yönettiği / oynadığı beşinci uzun metrajlı film Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı (The Secret Life of Walter Mitty), Ortadoğu coğrafyasında yer alan ve mevcut siyasi – ekonomik erkler tarafından özgür sanat iklimi susuzlaştırılan bir ülkedeki canı sıkkın sinema yazarlarının duyuramadıkları seslerini perdeden haykırdı. Çünkü adı Türkiye olan bu ülkenin emek verilmiş 19 yıllık sinema dergisi kapatıldı! Ve Stiller da, filminde tam da bu hoyratlığa itiraz ediyordu: Emek verenlere ve emeğe saygı gösterilmeliydi. Bazen sinemanın gücünü sorgularız ya. İşte böyle bir şey. Bir Hollywood filminin kalp atışları, Türkiye’deki basın emekçilerinin çığlığı olur, yankılanır. Ve siz gözlerinizden yaşlar akarak bu yazıyı yazmaya çalışırsınız.

Steven Conrad’ın uyarlama senaryosu, Amerikalı yazar-gazeteci ve çizer James Thurber’in (1894-1961) 1939 yılında New Yorker Dergisi’nde yayımlanmış kısa öyküsünü esas almış. Öykü daha önce de, 1947 yılında sinemaya (oynayanDanny Kaye), 1960’da da sahneye uyarlanmış. Conrad, ana karakteri, günümüz dijital hız dünyasının ortasında ve kimseyle paylaşmadığı hayalleriyle ele almış. Walter (Ben Stiller), 2009 yılında online olan ve 20. yüzyılda fotoğraf gazeteciliğine damga vurmuş LIFE’ın, elinden milyonlarca kare geçmiş Film Negatifleri Amiri. Dergi satılmış; yeni yönetici, kendini beğenmiş Ted Hendricks (Adam Scott), online olmadan son bir sayı çıkaracaklarını müjdeliyor(!). Efsanevi ve tüm gezegende dolaştığından adresi bilinemeyen fotoğrafçı Sean O’Connell (Sean Penn) ise, Walter’a gönderdiği karelerden yirmibeşincisinin son sayı kapağı için olduğunu vurguluyor. Ancak bu kare ortada yok!

Film, rutinin dışına çıkamayan ve arkadaşlık sitesi aracılığıyla ulaşmaya çalıştığı bir başka dergi emekçisi, dul ve bir çocuklu Cherly Melhoff’tan (Kristen Wiig) çok hoşlandığı halde açılamayan Walter’ın hikayesi aracılığıyla, hayatı boynuzlarından yakalayıp mücadele etmenin değeri hakkında. Walter, 25.karenin peşinde, müthiş serüvenler ve içsel isyanlar yaşadığı hayallerinin itici gücünden yararlanıyor. Soğuk, sanal, sayısal ilişkilerin ötesine geçemeyen ve emeği geri plana atan ‘modern’ dayatmalara karşı, Grönland’dan İzlanda’ya, oradan da Afganistan’a giriş yaparak, kar leoparının (kar leoparlarının sayısı 2.500’ün altında. Türü tehlikede. Sadece Orta Asya’da kaldılar) tek bir pozunun ya da o anı duyumsamanın peşindeki O’Connell’ın izini sürüyor.

Sevgili okurlar lütfen kendilerine sorsunlar: Her şey düş kurmakla başlasa da, düşlerimizdeki kahramana, aşığa, iyi insana dönüşmek için, hayatın gerçekleri karşısına çıkmamız, direncimizi sınamamız, mücadele etmemiz, en önemlisi de insana ve emeğe saygı duymamız gerekmiyor mu? Stiller, çetin doğa şartları içinde oradan oraya savrulan karakteri aracılığıyla, kah ıssız Grönland’da kara sevdalı sarhoş bir helikopter pilotunun aşk acısının, kah soğuk kuzey denizlerinde ekmek parası derdindeki Şilili tayfaların özlemlerinin, kah da Walter’ın annesinin yaptığı özel pastanın Afgan savaş beylerinin damaklarında özel bir yer edinmesinin, dijital dünyaya inat insancıllıklarına kilitliyor bizleri.

Sevgi emek istiyor, bir karenin peşine düşmek emek istiyor, bir dergiyi çıkarmak emek istiyor… İnsan yüreğine ulaşmak emek istiyor. Ben Stiller emeğe saygılarını sunuyor. Ve filminin özüne uygun biçimde ve sinemanın biçimsel olanaklarını akıllıca kullanarak, hikayenin görsel estetiğini kuruyor. Grafik tasarımlar ve mimari ile öyküleme ilişkisini en doğru şekilde yorumluyor. Mizahta da kaliteyi gözetiyor; gülmeceyi, örneğin iyi korunmuş İzlandaca’daki yer isimlerinin okunuşları üzerinden üretirken bile kolaya kaçmadığını belli ediyor.

“Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı”nın, sinema sanatının gücünden – güzelliğinden ilham alarak anlattığı hikaye, dünyayı dijitalleştirse de, kendi kanlı canlı halde serüvenine devam eden ve hayatla zorlu mücadelesinde de emeği -hala- esas unsur olan insanoğluna adanmış gibi…Yani, hala umut var !